Bazen yüreğini sığdıramazsın hiçbir yere. Yüzünü güldürecek bahaneler olmaz avucunda. Normal günlerde seni
çok mutlu edecek şeyler düşer ayaklarını da, hiçbiriyle ilgilenmezsin. Duvarlar üzerine gelir. Gürültü
olur ufacık sesler bile. Sana neyin iyi geleceğini bilemezsin. Hatıralara dalar
gidersin. Zaten hiç peşini bırakmaz geçmiş. Bazı anların vardır yaşamında, tekrar tekrar izlemek istediğin… Dönüp değiştirmek istediğin yerleri de olur.
Saçma sapan sebeplerden mutluluğuna gölge düşüren anlar… Başkasına ‘basit’ gelen ama seni
derinden yaralayan sözcükler belki de… Düşlerini düşüren sözcükler… Renklerini solduran, siyaha
büründüren sözcükler… Kaçmak istersen daha fazla köşeye sıkıştırır seni. Aklından bir an olsun
ayrılmaz. Oksijenin tükenir; ceketini alıp uzaklaşırsın oradan. Burnunu yakar temiz
hava ilk başta, ciğerlerine de
ulaşınca bir
rahatlık hissi verir. Silkeler seni, bir nebze de olsa kendine gelirsin.
Gözlerin yaşarır, gördüklerin bulanıklaşır. Yürümeye başlarsın, düşüncelerini dağıtmak için takarsın kulaklıklarını…
Fakat çalan o şarkı düşüncelerini daha da derinleştirir. Elin varmaz değiştirmeye… Sesi sonuna kadar açarsın.
Hızlı ve büyük adımların vardır. Yürürsün, yürürsün, yürürsün… Bilmezsin
nereye, neden gittiğini. Bildiğin bir tek şey vardır; o da derhal uzaklaşmak… Rüzgâra karşı yürürsün. Sen ne kadar hırçınsan,
rüzgâr da sana bir o kadar sert yaklaşır. Saçlarını savurur. Bedenin üşür fakat
hissetmezsin. Yürümek de sana iyi gelmemeye başlar. Koşmaya başlarsın. Bedenin bitkin düşmeye başlar ama sen
durmaya, geri dönmeye hiç meyilli değilsindir. Nefesin kesilince bir durursun,
etrafında kimsecikler kalmamış olur. Issız bir yerde var olan tek şey; sen ve birkaç
martının çığlığından başka bir şey değildir. Dizlerin
titremeye başlar, oturabileceğin bir bank arar gözlerin. Hiçbir manzarası olmayan o ıssız yerde bir banka
oturup kaparsın göz kapaklarını. Dişlerini ve yumruklarını sıkarsın farkında
olmaksızın. Gözlerinden bir iki damla yaş süzülür… İçini acıtan şeyler yeniden su yüzüne çıkar… “İnsanlar neden
böyle? Neden merhametten yoksullar? Neden iyilik nedir bilmezler? Neden
birbirlerini sevemezler? Mutlu görünmek için bunca çaba niye? Peki ya nasıl
böylesine acımasız olabiliyorlar? Nasıl bu kadar kolay rol yapabiliyorlar?
‘Nasılsın?’ sorusu nasıl böyle basitleşebildi? Ezbere tabii tutulmuş bir ‘İyiyim.’den başka yanıtı var mı?
Neden ilgili görünmek için bunca muamele? Seni iyi tanıyan zaten kötü olduğunu bilir diye mi
‘Kötüyüm.’ dememek? …” Bunların hepsini görmeye başladıysan şayet, sen umursamamaya çalışsan da aklından
çıkaramazsın. Geri döndüğünde her şey bıraktığın gibidir. Yaşadığın duygusal kriz anını bilmez
kimse, yokluğun bile fark edilmemiştir belki de. Kimse anlamaz, bakar öylesine.
Sen ise güler
geçersin sadece.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder