“Zaman diyorum, biraz daha zaman.
Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa, bir daha ki yıl uçmayı
öğrenecekler.”
Zaman, zaman, zaman…
Yaşam boyunca en çok kullanılan
fakat asla üzerine düşünülmeyen bir kavram.
‘Ah, biraz daha zamanım olsaydı’, ‘Keşke
vaktimi daha iyi değerlendirebilseydim’, ‘Hey gidi günler’ diye hayıflanarak
içerisinde bulunduğumuz zamanı da buruşturup atıyoruz bir kenara.
Koşup savruluyoruz her yeni gün de
başka bir tarafa.
Tik tak, tik tak, tik tak… diye
akarken gelecek geçmişe,
İnsanoğlu hayatta birçok anıyı
doldurur heybesine…
Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman
heyecan verici…
Zamanlarının kesiştiği insanlarla
paylaşır bunları…
Heybesindeki yük git gide birikir,
çoğalır…
Mutlu anlarının ağırlığı yoktur
da, kederlerini taşıyamaz olur omuzları zamanla…
Paylaşmak ister, içindeki
kötülükleri atmak ister…
Elini uzattığında bulmak ister
sığındığı limanı…
Güvenli ellere emanet etmek ister
içindekileri…
Dünyada var olan iyi şeyleri
duyup, teselli bulmak ister…
Bir dayanağının olduğunu bilmek ve
hissetmektir amacı…
Aynı zamanda
Mutluluğuna, heyecanına ortak
arar…
Çoğu zaman anında paylaşacağı,
kimi zaman da sonradan anlatacağı…
Sanırım hayattaki en büyük
hazinemiz olan zamana da layık olan budur.
Kaliteli zaman geçirmek yakışır
insana.
Yarına hazırlık yapmayı unutmadan,
dünden öğrendiklerinle bugünü yaşamaktır asıl olan.
Oysa biz hayatın akışına
bırakıyoruz kendimizi.
Ne dünden ders alıyoruz, ne
bugünün tadına varıyoruz doyasıya.
Hep yarını düşünerek yaşıyoruz,
bugünün katili olup…
Her ne kadar fark etmesek de bugün
yolunda gitmeyen şeyler, yarın bir şekilde düzeliyor.
Her yeni gün de yeni bir şeyler
filizleniyor…
Hayata sımsıkı tutunmaya değer
şeyler…
Hepsi bir anda, birdenbire hem de.
…
Hadi ama!
Zamanın seni harcamasına izin
verme, göster ona günün kaç saat olduğunu!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder