Susuyordu
kadın.
Çünkü
hiçbir kelime anlatamazdı yüreğinden geçenleri,
Hiçbir
zaman deva bulmazdı derdine,
Hiçbir
şarkı
bestelenmemişti henüz,
Hiçbir
şiir
yazılmamıştı
elemine,
Hiçbir
dille ifade edemezdi kendini,
Hiçbir
vuslat dindiremezdi özlemini.
Hiçbir
hazırlık kabullenemezdi gidişini…
Beklenmedik
bir anda gitmişti.
Özlüyordu
kadın.
Her şey onu
hatırlatıyordu,
Her
kahkahası onun aklına düşmesiyle son buluyordu,
Her
seste onun sesini arıyordu bıkmadan usanmadan,
‘Ya
oysa!’ diye.
Her
gittiği
yerde anılarıyla karşılaşıyordu, yeniden yaşıyordu,
Herkesi
ona benzetiyordu,
İçi
burkuluyordu, nefes alamıyordu.
Ağlıyordu kadın.
Sanki
şarapnel parçası pare pare ediyordu yüreğini,
İçine
akıtıyordu gözyaşlarını.
Sanki
hançer saplanmıştı kalbine,
Kimse
görmüyordu.
Sanki
dili lal kesilmişti,
Kimse
duymuyordu avaz avaz çığlıklarını.
Mühürlemişti dudaklarını,
dökmüyordu kelimelere ona ait hiçbir şeyi.
Her
adımında o vardı,
Rüyasında
o, kâbusunda o…
Her
yol ona çıkıyordu.
Ona
çıkan tüm yollar da çıkmaza.
Bilmiyordu
kadın.
Ne
yapacağını bilmiyordu,
Nerede
olduğunu, kiminle olduğunu, nasıl olduğunu
Hiçbir
şey bilmiyordu.
Merak
ediyordu.
İyi olmasını istiyordu terk eden oymuşçasına,
Duygularını
kelepçeliyordu suçluymuşçasına.
Düşünüyordu kadın.
Bu
ayrılığa ihtiyacı yoktu.
Anlam
veremiyordu usulca hayatından çıkmasına.
Anlamakta
istemiyordu.
Zaman
akıp gidiyordu.
Unutuyordu
kadın.
İyileşiyordu.
Yeniden
nefes aldığını hissediyordu.
Kuşların cilveleşmelerini
duyuyordu, baharı yaşıyordu.
Kalbine
kazınan mezarın üstünü örtmüştü,
Ölü
bir aşktı artık acı vermiyordu.
Takvimlerden
düşüyordu yapraklar birer ikişer.
Güller
açıyordu gül yanaklarında,
Rengârenk
görüyordu kâinatı.
Yepyeni
ezgiler çalınıyordu derinliklerinde,
Nağmeler yükseliyordu kadının dudaklarından.
Kadın!
Susmuştu, özlemişti, ağlamıştı, düşünmüştü…
Yaşanması gereken ne varsa yaşamıştı.
Ve unutmuştu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder